CİNSEL TIP DERNEĞİ
w w w . c i n s e l t i p . o r g
"Sağlıklı ve Mutlu Bir Cinsel Yaşam İçin..." 

“hayatın ne anlamı var 
yanımda sen olmayınca
yaşamın ne tadı var 
yanımda sen olmayınca

aşkın hasret çölüyüm ben 
bir gözyaşı gölüyüm ben
yaşayan bir ölüyüm ben 
yanımda sen olmayınca

nasıl çekmem kadere ah 
yazan yazsın bana günah
gecelerim hep simsiyah 
gecelerim olmaz sabah
yanımda sen olmayınca

bence ölüm ayrılıktır 
sensizliktir yalnızlıktır
her nefesim hıçkırıktır 
yanımda sen olmayınca”

Zeki Müren

Saçların Eskisi Gibi Parlamıyordu Artık

Zeki Müren’den “yanımda sen olmayınca”yı dinlerken 
Zahter’de gece yağıyor üzerime 
hissediyorum
kanıma karışan rakı kadar
içime çöken karanlık hissi bundan olsa gerek
alkol beynimdeki kurtları öldürmüyor
hepsi başka bir hayatın giriş paragrafı olabilecek anılarımı sessizce karşılıyorum
iliklerime kadar 
bir kişinin yüreğinde kaldıramayacağı kadar hüzün doluyorum
yüreğimin sol yanında varlığını seziyorum hatta
hatta hayalin perde gibi iniyor 
güvercin niyetlerinden çekilmiş fotoğraflar gibi gözlerime
gözüm görmüyor
“ne kahredici bir gece bu içimdeki
ne unutulmaz bir sevda yüreğimdeki” diyorum
“yaşamın ölüme olan kesin yolculuğu yakın herhalde” diye de ekliyorum
neden olmasın
yaşlandım da üstelik
ellerim terliyor
usulca rakı kadehini bırakıyorum masaya
denizsiz bu kentte seni
denizin ortasında martı seslerini özlüyorum
yerine getirilmemiş sözlerimizi
müzikte sessizliği
dilde dönmeyişimizi
yakılan mektuplarımızı özlüyorum
yüzümü caddeye çeviriyorum
en yüksek dalına erkekliğimi astığım kavaklara
erkeklik sütüme benzeyen sütleriyle incir ağaçlarına bakıyorum 
uzaklara
gerçekler ve yaşanmışlıkların birbirine karıştığı en uzaklara
uzakların da uzaklarına bakıyorum
hastaneye yatırılıp yatağa bağlanmak 
ve sonsuz bir uykuya dalmayı istiyorum
elimi tekrar uzatıp rakı kadehine
haykırıyorum 
şerefine

şimdi dinle

son gördüğümde seni
İstanbul’da yani
gözlerin eskisi gibi bakmıyordu
kendine olan inancını çoktan yitirmiş gibiydi
gözlerin cansızdı
saçların eskisi gibi parlamıyordu artık
yaşam çok ağır geliyordu
dudakların olur olmaz her şeye bir şeyler ekliyordu
konuşması gereken yerlerde ise susuyordu sanki
bir yerinden tutunmuştun soyka hayata
ikizlerinin ilk günleri gibi tutunduğun yer elini acıtıyordu
kanatıyordu zaman zaman
umurundaydı geçen yıllar
“bir şeyler yapmak gerek” diyordun 
yeryüzündeki zavallı varlığını sona erdirmeye cesaretinin olmayışı gibi
bir şeyler yapacak gücün de yoktu
tüm kanamaların ve acıların da bu yüzdendi
kimi zaman geçmişine asıldığında ellerin
beni çok özlediğinde ve yanımda olamayınca yüreğin
hayat kavgasında ezilenleri gördüğünde gözlerin
uykusuz geceler yatağında düşündüğünde beni başın kanıyordu
kimseye bir şey söylemiyordun
kimseyle paylaşamıyordun içindeki derin yalnızlığı
kendimden nefret ediyor
dönüştüğün şeyi yok etmek
öldürmek istiyordun
gözle görünen acılarından çok 
ruhundaki fırtınalar 
ve rahmetli Cem Karaca’nın “hep kahır hep kahır” deyişi yıpratıyordu seni
bunları da benimle paylaşamadığın için kanıyordun işte durmaksızın

“gidiyor musun” diye sordum
“gidiyorum” demiştin bana
sabahlarımızdan birinde
Cumhuriyet’in pazar bulmacasını çözmemiştik daha
sözsüz bir anlaşma gibiydi bakışın
sustuk
terk edilişler hep bir bahaneyle süslenirdi
bahanesiz ama sevgi dolu bir ayrılıktı bizimkisi
sessiz oldu
bizim kentte ölüm sessizdi
yaşamın uzunluğu ve hayatın çeşitliliği ne şaşırtıcı
tek bir kötü söz söyleyemeden
tek bir cevap alamadan
işte böyle rakı kadehi gibi 
en güzel gecelere saklanan Fransız şarabı gibi
bitmişti her şey
görmeyecektim
duymayacaktım
hissetmeyecektim
dokunamayacaktım
tadamayacaktım
ağlayamayacaktım
evet ağlayamayacaktım
dahası inanmayacaktım
hayatla tekrar göz göze gelecek
yaşadıkça aklımdan 
ve yüreğimden çıkaramayacaktım
öpemeyecektim
acıları yüreğimden beynime
kanıma
damarlarıma
parmak uçlarıma akıtıp dönüştüremeyecektim
başkasını senin gibi sevemeyecektim
yaşama sevinci denen şeye hiç sahip olmayacaktım
yüreğim sızladığında
seni uyurken seyretmek için gece sessizce odana giremeyecek
gözlerim ağlamaklı kapına gelemeyecektim
beni neden bıraktığını hiçbir zaman anlayamayacak
senin bana her zaman gösterdiğin anlayışı gösteremeyecektim
her günahımın ardından bir bahane aramayacak
bu kahrolası nevrotik dünyada
topluca tüm günahlarımı sana adayacaktım
ve pişmanlığı bile yaşayamayacaktım
o pişmanlığın geberten sancısıyla kıvranmayacaktım
çünkü ben yokluğunda bir hiçtim
terk edişinin anlamı buydu işte
okyanus dalgalarıyla ufalanan kayalar gibi
hiç olmak
zamanla anlamları değişen
manasızlaşan sözcükler gibi
toprak altında çürüyen bir canlı bedeni gibi
yok olmak

sadece düşünerek ölünmeyeceğini çok önceleri keşfetmiştim
işte benim kanamalarım da bu keşifle başlayacaktı
hiçbir sarılışımız
hiçbir öpüşümüz bir başlangıç olamamıştı
hepsi birer vedaydı
ağlamak ise gelenekti
ama nicedir ağlamıyorum
ağlayamıyorum
belki unuttum
belki sertleştim

“dönüştüğün şeyi yok etmenin tek yolu bumuydu” diye sordum
“neden” dedim
“etrafımda olan bitenden bir şey anlamadan evlendim” dedin 
“benim nedenim kesinlikle bu değildi
kendi huzursuzluğumu azaltacak birini aramıyordum
birini bile aramıyordum
sadece evlendim” dedin
“kendime biçtiğim tek ölüm buydu” dedin
“evet biz kadınlar böyle akıl almaz şeyler yaparız” diye de ekledin

şimdi son olarak
bir kadın ve erkekten çok 
birbirlerinin yaralarını salyalarıyla iyileştirmeye çalışan 
yaralı 
iki hayvan gibi sevişmek istiyorum seninle
söyleniyorum 
sızlanıyorum
susuyorum
her dokunuşta eski bir yarayı kanatmaktan
“seni hala seviyorum” demekten korkuyorum
korkularımı hep bildim

sessizlik 
 
Dr.A.Cem KEÇE
Edebi Cinsellik - 2006